Canım Babacığım;
Şu an yağmur yağıyor burada.
Bense bahçedeki kiraz ağacının altında oturuyorum, hani
beraber diktiğimiz...
Nasıl üşüdüğümü bilemezsin!
Nedenini bilemediğim bir ağlamak var içimde.
Bir yerlere sığdıramıyorum yüreğimi! Öylece dalıyorum
uzaklara...
Bildiğin gibi aslında her şey;
Bazen yürüyorum okula bazen de otobüse biniyorum.
Tabi ki en arkaya, sol köşeye oturuyorum.
Geçen gün sahile indim yine. Çimenlere oturdum.
Biliyorum annem kızacak çimen lekesine ama...
Bir sesle irkildim o an. Dönüp baktığımda küçücük bir
çocuktu bu, ağlıyordu.
Ama onunki eli kapıya sıkıştığı için, karnı acıktığı için
veya başka bir sebepten değildi.
‘Baba’ diyerek ağlıyordu
İçimin cız ettiğini hissettim.
Biliyor musun? O çocuğun yerinde olmayı o kadar çok isterdim
ki o an! Çünkü benim arkasından ağlayacağım bir babam yok
artık.
Beni küçük prensesim diye çağıran, geceleri üstümü örtmeye
gelen,
her kapı çaldığında babam geldi diyerek açtığım bir
kapı,beni koruyan koca elli bir devim yok.
Ağladığımda,güldüğümde,üzüldüğümde...
Gözümden akan yaşlar,yanağımı yakıp geçti.‘Ben hayatta en
çok babamı sevdim’ der Can Yücel.
Ben de...
Ben de en çok seni sevdim baba.
Sizin hiç babanız öldü mü? Onun acısını yüreğinizde
hissettiniz mi? Ya da babanız doya doya sarılıp, ‘ Seni
seviyorum’ dediniz mi? Şimdi beni duysan ‘Neden üzülürsün,
mutsuz musun kızım’ diye çoktan kendinden vazgeçmiş bir
sesle.
Mutsuz değilim de baba, yağmura ve bu ağaçtaki kedere çare
bulamıyorum.
En acısı da ne biliyor musun baba? Giderken bir adres bile
bırakmamışsın...
Bu üçüncü mektubum sana! Ve hâlâ...
ÖZLEMEK ÇOK FENA BE BABA; ANLAMAK SENİ, DAHA DA...
Beni duyduğunu biliyorum ve sana sesleniyorum; ‘Seni çok
seviyorum’
Kızın.
© www.vedatsencan.com 2010
